Müzik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Müzik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Ocak 2012 Perşembe

Can Bonomo kim ya?

Bir adam var, senin arkadaşın bile değil. Şarkı söylüyor bu adam. Bir arkadaşın arkadaşı dinletmişti bir gün Çengelköy'e, kahvaltıya giderken. "Bu ne?" demiştin, "Şaşkın" demişti. "Peki kim bu?" demiştin, adını söylemişti: Bonomo. Grup adı sanmıştın, internette aramıştın, bir şey çıkmamıştı. Haftalar sonra aynı arkadaşına gidip "abi sen bana bir şey dinlettin ya, neydi o?" demiştin, öğrenmiştin, çocuğun adı Bonomo'ymuş meğersem. Can Bonomo. Bonomo ne komik bir ad değil miydi, kameraya 333 demek gibi bir şeydi.

O şarkıyı arkadaşından edinmiş, manyak gibi dinlemiş, çok sevdiğin diğer şarkılar gibi kendinle özdeşleştirdiğin sözcükler, cümleler bulmuştun içinde. Ofistekilere dinletmiş, aynı "kim bu?" sorusuna sen yanıt vermiştin bu kez: Can Bonomo. Uzayan mesailerinizin kafa dağıtma şarkısı olmuştu Şaşkın.

Sonra bir gün Moris gelmişti -çünkü Moris gelmekte ve gitmektedir hep-, sıcak denebilecek bir akşamda alternatif çimlerde oturmuştunuz tayfayla. Moris "durun size Bonomo açayım" demişti ve çıkarmıştı telefonu; işte diğerlerinin bildiği ve bilmediği tüm şarkıları ("abla" gibi mesela - sahi, ne oldu o şarkıya?) dinlemiştin orada. "Bana bir saz verin" ne güzeld dimi ya? İlerleyen günlerde Moris'in yakasına yapışıp istediğin kayıtları almıştın, ama formatları iPod'a uymuyordu ne yazık ki.

Sonra albümü çıktı Bonomo'nun. Twitter'da takip edilmemekten korkmayan bir grup olarak abandınız hashtag'lere, #canbonomo TT oldu. Bu sefer değişik sordu insanlar: "Can Bonomo kim ya?"

Albüm için seçkin müzik marketlere bir gittin olmadı, iki gittin dağıtılmadı henüz dediler, sinir oldun, Meczup'u yazdın hemen o akşamki lansman konserinden önce, aldı İzmirli dostlar götürdüler seni Babylon'a. Konser öncesi biraları içerken köşede, ayaküstü tanıştınız bile (ama o seni hatırlamaz bence). Sonra konser başladı. Bonomo, kendi deyimiyle kapılarını aşındırmış, gitmiş gelmiş ve sonunda sahneye çıkmıştı işte orada, heyecanlıydı, şaşkındı, güzeldi. Albümü aldın çıkışta -sonunda!- aslıko'yla imzalattınız, o buzdolabının üstünde fotoğrafını taşıdığından bu ilginç adamın ve hatırladığından "bak şu şarkıyı şurada yapmışlardı"larını, ona yazılan yazı da değişik oldu haliyle ama seninki de hiç fena değildi: "Hep benimle kal, hiçbi derdin olmasın!"

12341234 diye sekiyor muydun metroya yürürken? Eh, müziğin böylesi güzeldi.

Kaldın bu ilginç adamla. Örovizyon umurunuzda değil ama bu bahaneyle onden birkaç şarkı daha dinlersiniz yeni albümü beklemeden.

Ne yaparsa yapsın, kaçıncı olursa olsun; katlanarak büyüdü ismi halk nezdinde. Her gün daha çok insan soruyor "Can Bonomo kim?" diye. Onu tanımayanlar için üzülmüyorsun ama, uzun zamandır müziğiyle tanış olmanın tatlı bir tarafı olduğu da doğru dimi, itiraf et...

Evet, evet aynen öyle!



Bu yazı, eşzamanlı olarak
yazıkalır...'da da yayınlanmaktadır.

20 Ekim 2011 Perşembe

Yalnız ve Güzel Grooveshark'ımız

Grooveshark denen eli öpülesi, dibinde yatılası sitede ortak bir hesap kullanıyoruz arkadaşlarla; herkes oraya ekliyor ne ekleyecekse ki, hepimiz nasiplenebilelim birbirimizin dinlediğinden. İmece mi dersin, besin paylaşmak mı, artık her neyse.

Amma velakin, sarpa sardı burası da haliyle. E normal, hepimiz bok hepimiz çok diye. Ben de tutkuyla sevdiğimiz yalnız ve güzel grooveshark hesabımızın iki-üç tıkla tahlilini yapayım dedim, naçizane...

Playlist var, adı hareketli tandans. İçinde iki tane şarkı var. Hık diye kalıveriyorsun hareket ederken.

Playlist var, adı daytrippin'. Yüz yıldır orada olmasa diyeceğim ki içindeki iki şarkının üstüne ekleme yapılacak, acele edilmiyor, orasını burasını mıncıklayıp dibini koklayarak seçiliyor şarkılar... Ama yok. dedim ya, yüz yıldır orda. Ne day, ne trip var ortada. "Takılırken kitlendiğim şarkılar" bile değil, öyle bir tripsizlik mevzubahis. (Bu arada, Galuchat'yı listene attım Onurlu, dinle bak bakalım kitliyor mu:))

Playlist var, adı türkçesi. Adına bakma, yerli-yabancı karışık kaset. Yerliler de, "teoman-en iyiler" bile değil, 3-4 tane grubun bulabildiğin tüm şarkıları. O grupların da kendilerine has playlist'leri var ha, yanlış olmasın.

Playlist var, adı güzel müzik. Hah iyi dedin, kaliteli müzik gibi aynı (hani vardı ya...). İki tane grup seçilmiş, bulunan tüm şarkıları oraya dizilmiş. Sanırsın ki dünyada ruhun gıdası iki tane grup var.

Playlist var, adı 010111, 27.02.2010 veya 98934801. zamanın birinde, bir gün otururken dinlenmiş müzikler. O günü mü hatırlıyoruz bu playlist'i çaldıkça, aşkımızı mı yad ediyoruz, senede bir gün kafalarına mı giriyoruz, belli değil.

Playlist var, adı 23-05-flugtag. İçinde Müslüm Gürses var, seçmece; iki Yeni Türkü, bi Bülent Ortaçgil, bi Duman. Flugtag'a gitmeden dinlendi miii, yoksa bu müzikler dinlenirken flugtag misali uçuldu muuu, orasını karıştırma.

Playlist var, içinde şarkı yok. Naaays!

Girip şu hesabı güzelce bir şartlamak lazım aslında. Seni seçtim dostum Cem Yapar. Nihayetinde, tüm dizilere, filmlere düzgün isimler ve klasör simgeleri vermeyi kendine görev edinmede benden beter bir adamsın. Fuzuli işler, en sevdiğim...

Hadi ben de bir şarkı armağan edeyim de İzmir marşıyla olmasa da, bando mızıka gidelim. Ale hop, yallah!


(Bu yazı eşzamanlı olarak yazıkalır...'da da yayınlanmaktadır.)

1 Mart 2010 Pazartesi

Mutluluk FM

Şimdi servis icinde kadın erkek eşitsizliği yaşandığı için çok mağdurum, yolda hergün Joy FM dinlemekten, ya kendimi kaybedercesine uyuyorum yada iş yapmak icin hevesle kendimi servisten atıp ofise kaçıyorum.. Joy FM, kimilerine göre gay müziği yapıyor.. Katiliyorum, yarım saat dinledikten sonra insan biraz yumuşuyor rahatlıyor, ama seveni çok. “Easy listening” tarzında ve kaliteli yabancı şarkılar çalıyor, bilirsiniz.

Velhasil uzun zamandir takipteyim, çalan neredeyse tüm şarkıların Türkçe versiyonları var, bu kadar olmaz... Hani kanalı bir değiştirsen tüm şarkıların Türkçe aranjmanlarından “Mutluluk FM” diye bir radyo oluşturabilirsin.. Ve enteresan bir kitlesi de olur ha..! Biraz örnek vereyim de; kaynak “bir yerin” demeyesiniz;

-Mia Pisto al Fosforo Sezen Aksu : Beni Yak Kendini Yak
-Consuelo Luz : Ercan Saatci/ Yastayim
-Kimler geldi kimler gecti / Ask eski bir yalan / Memleketim.... vs vs vs...

Peki neden Türkçe aranjmanlar bu kadar sık kullanılmış? Neden Türkiye özgün sanat eseri yaratamamış, Yunanistan/ İspanya / Fransa’da bu kadar yabanci dil aranjmanı şarkı var mi? Yok tabi...

Hiç düşündünüz mü neden elin Fransız’ı sanat eseri yaratıcılığını kullanırken nasıl bir Türk onu alıp Türkçe sözler eklemiş ve inanılmaz ünlü olmuş? Hatta direk Gönül Yazar “ La femme de mon Ami” yi “ Arkadaşımın Aşkısın”; ve “Life goes on” şarkısını “Hayat Geçiyor Hemen” ile direk sözlük misalı Türkçe’ye çevirmiş. Olmuş mu?

Hadi olmuşsa, bugün günümüzün en iyi aranjmanı “Sana değil kardeşine” şarkısı neden çalıntı damgası yedi? Sen değil misin Ajda’ya Türkçe çeviriler ile “süperstar” diyen. Erol Evgin’e kendi şarkısı yokken “ailemin şarkıcısı” diyorsun ya. Gerçi tamam bir Sezen Aksu’yu biraz ayrı tutuyorum, Sezen’in kafasına erişmek için herhangi bir şarkıcının daha çok yemek yemesi portakal tarlasında kendini kaybetmesi gerekir.

Şimdi dostlar, bu akım 70 ve 80 yıllarında doruk noktasına ulaşmış. Bu dönem enteresan, ithal ürün bulunmuyor, ki buna sanat eseri de dahil. Ulaşamadığı müziksel değerleri bile Türk üretim ile halletmeye çalışıyor. Sanayi ürünleri gibi ithal ikameci politika yani, Arçelik, Tofaş, Efes gibi markaların çıkışı da bu döneme rastlar. Ancak özellikle günümüzde orjinal içeriğe ulaşmak daha kolay, şimdi yabancı şarkıyı kullanmak tepki doğruyor. Ancak Avrupa her zaman ulaşmış orjinal içeriğe, bilgiye. Bu yüzden adam zorunda kalmış ve özgün eserler çıkarmış.

Bir başka nedeni ise, Türk’ün inanılmaz gücü; tembellik. Adam yan gelip yatmayı görev edinmiş, hazırı var kullanıyor. Yaratmaya üretmeye inanmayan bir toplumuz daha ne olsun! Bu millet Orta Asya’nin yemyeşil ovalarını, ırmaklarını kuruttu, çöl yaptı oraları. Resmen bir kıta boyunca ne kadar bağ bayır varsa hepsini yedi. Yetmedi, Çin’e dadandı, adamı ülkesine hapsetti, kilometrelerce duvar ördü milyonlarca Çinli. Artık otur birşey üret değil mi? Hayır, kavim kavim toplandı, Avrupa’ya kadar yürüdü, Fransızların / Germenlerin bile düzenini bozdu, Roma’yi devirdi. Osmanlı gibi bir devlet kurdu, ama sanayi kuramadı, alacak yer kalmayinca onu da batırdı... Tembel oğlum bu ülke, genlerinde bu var...

Diyeceğim şudur ki, 20-30 yıl yediniz zaten yabancı şarkıcıların ekmeğini, üretin artık. Üreten sanatçıya saygımız sonsuz; bakınız Serdar Ortaç’a: “Melek misin gümüş söğüt dalı mı?”.....