21 Eylül 2011 Çarşamba

9 Eylül 2011 Cuma

'coz we got high

_ Kapici, pardon, "apartman gorevlisi" olabilirsin. Beles is. Hic para odemeden oturdugun binayi satin alirsin sonunda. Ne yapacaksin ki, sabahlari bi servis, aksamlari bi cop toplama...
_ Ama senin icin cop toplamak sikinti olur Cem...
_ Evet yapamam ben onu. Usenirim.
_ Sarkidaki gibi olursun, diyo ya, "odami toplayacaktim ama sonra 'coz I high"
_ Hangi sarki o be? Calsana!



(Cem, Osman, bellatrix)
(09 Eylul 2011, Akatlar)

3 Eylül 2011 Cumartesi

Hepimiz çiçeğiz...

(Bu yazı yazıkalır...'da da yayınlanmaktadır.)

Hepimiz yatağın üstünde uzanıp saatin kaç olduğunu düşünmediğimiz uzun öğleden sonraları, dostları, müziği ve kedileri seviyoruz.

İst'ten anladığımız sadece İstanbul. Fikrimiz sorulsa, kapitalist, sosyalist, anarşist olmak yerine hippi olmayı yeğlerdik.

Kalben çiçek çocuğuz, hepimiz, çiçeğiz... ve çiçekler portakal suyu ister.

31 Temmuz 2011 Pazar

çarşaftan yelkeni


_ Alo, naber?

_ İyidir, senden?

_ İyi nolsun, oturuyoruz. DVD’ci var ya bizim, onun için aradım ben seni. Biz istemiyoruz ama sen istiyosan alalım?

_ Aa, ne güzel. DVD varsa istiyorum.

_ Tamam.

_ Ha yalnız VCD istemem.

_ Yok, VCD varmış hep bu aralar.

_ İstemem o zaman, VCD var evde. Daha sonra belki.

_ İyi o vakit, hadi öptüm.

_ Hadi bay.


VCD sevmiyoruz, kalitesiz oluyor. Ama DVD yok diye, yani, gelip bulmasın mı bizi bu kafa?

Moruk, yok böyle bi sinema!


Görsel: Mika - Lollipop (klip)

Bu yazı yazıkalır...'da da yayınlanmaktadır.

3 Temmuz 2011 Pazar

lose para - lose kenevir

Ataşehir'de bir apartman dairesini seraya çeviren C.C. vardı aylar önce, bildiniz mi? Geçenlerde sosyal medya ona benzer yeni bir haberle sarsıldı. Sarsıldı dediğim, sarsıla sarsıla güldü. Böyle haberler ebeveynlerin kafalarını sağa sola sallayıp cıkcıklayacakları türden olduğundan, televizyonlarda pek rağbet görmezler. Ancak zırtapoz haber sitelerini karıştıranlar bulur da feysbukta filan paylaşırsa böyle yayılır yayılır durur işte, çok yayılır, önünü alamazsınız öyle böyle yayılır...


Edirne Belediyesi'nin ektiği çiçekler kenevir çıktı

Edirne Belediyesi’nin yeni açtığı parka ektiği çiçekler kenevir çıktı. (...) Konuyla ilgili bir açıklama yapan Edirne Belediye Başkanı Hamdi Sedefçi, belediye çiçekliğinde kullanılan toprakların Yunanistan sınırındaki Karaağaç semtinden alındığını belirterek, ’’Hint keneviri tohumları, Meriç Nehri ile aramızda sınır olan Yunanistan’daki tarlalardan bir şekilde bizim topraklara geliyor. Yunanistan tıbbi alanda kullanmak için sınırdaki tarlasına çok sayıda Hint keneviri ekmiş durumda. Belediye çiçekliğinde biz ekmediğimiz halde kullanılan toprak dolayısıyla Hint keneviri çıkıyor’’ dedi. (...)

Haberin tümünü şuradan okuyabilirsiniz.


Ah bebeyim ya, Afrika'dan muzun içinde gelen üçüncü kat böceği misali, Yunanistan'dan "bi şekilde" gelen tohum ne kadar inanılası? İşin kötüsü, tüm bunlar muhtemelen doğrudur da!

Keşke "özellikle müptezellerin kullandığı yasal el ve dudak kremleri için kenevir üretiyoruz" diyeydiniz, işin içinde yabancı şirket olunca ceza meza da olmazdı, "işte her şeyi Amerika pilanlamış" der geçerdik. Şimdi hiç yoktan ceza ödenecek bir sürü, üstelik kenevir de yok, lose-lose situation.


(03 Temmuz 2011, İstanbul)
Bu yazı yazıkalır...'da da yayınlanmaktadır.

24 Ağustos 2010 Salı

Anti-Grup

Dostlar,

Daha yeni Flying Dutchmen de okudugum bir
yazi uzerine bir yorum yapma ihtiyaci duydum. Ozet gecmek gerekirse yazi, taraftar gruplarinin Avrupa’daki ustun etkinliginden bahsederken taraftarlikla ve fanatizm ile övünen Türk Futbol izleyecisinin taraftar grubu oluşturmada ve etkinleştirmede zayıf olduğundan bahsediyordu. Taraftar grubu “Ultra” kavrami sosyo-politik hafif sol eğilimli bir kesimi tabir etmek icin kullanilan bir terim haline dahi geldi. Gruplar hem bulunduklari şehrin, hem küluplerinin karar mekanizmalarinda etkin, liderlik yapan çözüm götüren ve diğer toplum bireylerini harekete geçiren kesimler oldu.

Ancak Türkiye’de en güçlü diye bilinen 3 istanbul takiminin taraftar gruplari, bu tip Avrupa gruplarinin etkinliğinin çok gerisinde kaldi. En çok bilinen Çarşı grubu dahi, bir kaç pankart hazirlamaktan öteye yerel yönetim ve kulüp yönetimi hatta ülkenin kararlarini etkilyecek seviyede düşünen tartışan ve eleştiren bir yapı olmaktan uzak... Peki ya ne bekliyordun ey hollandali- sıradışı bir grup kursak aramizdan birini de “başbakan ismail” tarzi başbakan mi yapsak? Yazi değinmemiş ama ben merak ediyorum işte bizde neden olmuyor bu işler ve aklıma geldikçe başlıyorum yazmaya brainstorming kafasinda:

Öncelikle en büyük sikinti ülkemiz uzerinde olan
doğu kültürü ve islami düşünce yapısı.. Bizim halkimiz kavgayi gürültüyü sever ama kolay kolay kendi icinde ayaklanmaz. Ekonomik krizlerde gördüğümüz tipik özelliktir bu; bizler “buna da şükür bir yolunu buluruz” derken, bati halki ortalığı birbirine katar kendi şehrini ateşe verir. Bakmayin siz kurtuluş harbindeki ayaklanmaya, oradaki yapi hem konjokturel olarak daha farkli bir Anadolu’yu iceriyor hemde 10 yillik savaş hali hiç kesilmemiş bir düzen var. Ki zaten Milli Mücadele’nin halkin tamami tarafindan benimsendiğini ve kabul gördüğünü düşünen dostlara çok fazla Kemal Kara’nin tarih kitabini okumuş derim... Bizler şükretmeyi, dua etmeyi sever, “Allah bir çaresini gösterir” demeye alışmış insanlariz.. Kemer sikariz, hatta galeyena gelip tek başına eylem yapmaya çalışan, bireyleri de bir güzel döver, yaka paça götürürüz. Inanin bir çoğumuza göre haline şükretmemek fazlasini istemek bir nevi günahtir, aç gözlülüktür... Aha size tipik bir doğu düşünce tarzı... O yüzden bizler tepkili, görüşünü savunan ve amaçlari peşinde koşan grup kuramayiz dostlar.
Bunun yaninda bir diğer özelliğimiz yine kültürümüzden kaynaklanir, ki bizler malesef grup/
parti ve çoğunlukçu paylaşımlara açık değiliz.. Ya ulan bizler lider /hükümdar seven insanlariz, bir grup olarak birlikte hareket etmek demokratik karar almak gibi bir yanimiz var mi? Atilla’dan Melikşah’a, Fatih’ten Kanuni’ ye bizler hep lider arkasinda giden bir toplumuz, baştaki adam ne derse gideriz peşinden.. Adam yürüyün dedi, Orta Asya'dan Viyana'ya kadar yürüttü bizi! Ha diyenler olacak: sonra Cumhuriyet’i kurduk, ve lider peşinden gitmiyoruz artik demokrasi var politik görüşümüz peşinden gidiyoruz değil mi? Hmm evet evet aynen öyle burcucum, seni “kral” tv in ile başbaşa birakiyorum... O yüzden dostlar bizler, düşünce yapisini savunmaya çalışan bir grubun peşinden gidip bir grup bilinci ile hareket edemeyiz, biz lider arariz aga..

Son olarak diyeceğim şudur ki, bu genel yapidan sıyrılmış, grubunu kurmuş kafada adam bulsan da destekçi bulamazsin be kardeş.. Bizim analarimiz her sabah evden çıkışta öğütler ; “aman çoçugum sen işine, okuluna git aman sağa sola anarşiklere karışma!”. Ya bu ne kada
r pasifize bir düşünce tarzıdır, sen karışma, sen bulaşma tarzi... Anti-politik insanlariz biz, bu işlere bulaşmak çok sikintili, grup kurmak ise büyük garipliktir. Sen bir taraftar grubu olarak şehrinde yaşanan trafik, sağlık, sosyal sorunlara tepkini gösteremezsin ki zaten, çünkü “aman sen karışma” diye alıştık biz.. Sen maçını izle evine dön aman bu tip işlere bulaşma, neyine senin bu grup işleri? Yani belki adam fikrini benimser, katilir ama destek vermez, gruba kaynamaktan çekinir, apolitize olmuştur çünkü kafasi...

Velhasil, Avrupa’li sormuş: “Sizin niye böyle etkin, siyasal ve sosyal görüşü olan taraftar birlikleriniz sivil gruplariniz yok?” Türk yanıtlamış “ Hade len ordan gelip buradan bizi kışkırtıyor anarşik i.ne, biz iyiyiz böyle çok şükür bizim taraftar alayina gider”. Gideriz dostlar be, gideriz...